Kimler kimlere selam verir? Günlük Hayatın Görünmeyen Sosyal Haritası
Geni takipçilerine merhaba! Bu yazımız “Kimler kimlere selam verir” konusunu seven herkes için hazırlandı.
Ankara’da yaşıyorum. 25 yaşındayım, ekonomi okudum ve rakamlarla uğraşmayı seviyorum ama işin garip tarafı şu: insanlar rakamlardan çok daha karmaşık. Özellikle de “Kimler kimlere selam verir?” meselesi… Bunu ilk kez ciddi ciddi düşünmem, üniversiteden mezun olduktan sonra bir ofis işine girdiğim döneme denk geliyor. Sabahları Kızılay metrosundan çıkarken gördüğüm yüzler, otobüste yan yana oturan ama birbirine bakmayan insanlar, ofiste “günaydın” deyip geçerken göz temasından kaçanlar…
Selam, sadece bir kelime değil. Bir eşik gibi. Kimi zaman bir kabul, kimi zaman bir mesafe, kimi zaman da “seni görüyorum ama yaklaşmıyorum” demek.
Kimler kimlere selam verir? Sosyolojik bir refleks gibi
Ekonomi eğitimi alırken davranışsal ekonomi derslerinde öğrendiğim bir şey vardı: insanlar rasyonel değil, alışkanlıklarıyla hareket eder. Selam verme meselesi de tam olarak böyle.
“Kimler kimlere selam verir?” sorusu aslında şu üç şeye bağlı:
güç dengesi
sosyal yakınlık
ortamın yazılı olmayan kuralları
Mesela aynı mahallede büyüyen iki kişi düşünelim. Biri yıllar sonra iyi bir üniversite kazanıp şehir değiştirmiş, diğeri mahallede kalmış. Yıllar sonra karşılaştıklarında selam verip vermemek bile küçük bir sosyal matematik problemi haline geliyor. Çünkü selam, sadece nezaket değil; geçmişin kabulü ya da reddi gibi algılanabiliyor.
Türkiye’de bu konuya dair açık bir istatistik yok ama TÜİK’in zaman kullanımı ve sosyal etkileşim araştırmalarına baktığınızda, insanların büyük kısmının günlük sosyal temaslarının “tanıdık çevreyle sınırlı” olduğunu görüyorsunuz. Yani selam, aslında dar bir çevrede yoğunlaşıyor.
Bir apartman merdiveninde başlayan mikro sosyoloji
Çocukken Ankara’da apartman merdivenlerinde büyüdüm diyebilirim. Bizim apartmanda yazılı olmayan kurallar vardı. Mesela üçüncü kattaki teyze herkese selam verirdi ama ikinci kattaki amca sadece “kendinden büyükse” selamı kabul ederdi. Çocuk aklımla bunu anlamaya çalışırdım.
Bir gün market poşetleriyle eve çıkarken üçüncü kattaki teyze bana “kolay gelsin” demişti. O an ilk defa selamın sadece kelime olmadığını hissetmiştim. Yardım etmiyordu ama yükü hafifletiyordu. Aynı apartmanda, aynı merdivende ama farklı dünyalar…
İşte o zaman fark ettim: “Kimler kimlere selam verir?” sorusu aslında mahallede başlıyor.
İş hayatında “Kimler kimlere selam verir?” meselesi
İlk ofis deneyimim Ankara’da bir plaza binasındaydı. Cam cepheli, kartlı geçişli, biraz soğuk bir yer. İlk günümde en çok dikkatimi çeken şey selamların seçici oluşuydu.
Asansörde sabahları bir sessizlik olurdu. Herkes telefona bakar, kimse göz teması kurmazdı. Ama aynı kişiler, toplantı odasında birbirine oldukça profesyonel bir sıcaklıkla “günaydın” derdi.
Bir gün kahve makinesinin yanında bölüm müdürümüzle karşılaştım. Ben otomatik olarak “günaydın” dedim. O da başını kaldırıp kısa bir “günaydın” dedi. Ama yanındaki stajyerle göz teması kurmadı bile. O an küçük bir hiyerarşi haritası çizilmiş oldu zihnimde.
Burada “Kimler kimlere selam verir?” sorusu tamamen statüye bağlanıyor gibi görünüyor. Ama sadece statü değil; erişilebilirlik de var. İnsanlar her zaman “ulaşılabilir gördüklerine” selam veriyor.
Ofis mutfağındaki görünmeyen sınırlar
Ofis mutfağı en ilginç yerdi. Orada herkes daha eşitti ama yine de tam değil.
Mesela aynı seviyedeki iki çalışan birbirine rahatça “selam” derken, yönetici içeri girdiğinde konuşmalar otomatik olarak değişirdi. Selamın tonu bile değişirdi: daha dikkatli, daha ölçülü…
Bir gün bunu bir meslektaşımla konuşurken şunu söylemişti: “Selam aslında risk analizi gibi. Yanlış kişiye fazla samimi olursan, yanlış okunursun.”
Ekonomi okumuş biri olarak bu cümle bana çok tanıdık gelmişti. İnsanlar gerçekten de sosyal risk yönetimi yapıyor.
Kültür, şehir ve “Kimler kimlere selam verir?” farkı
Ankara’da büyüyünce selam verme kültürünü biraz daha mesafeli sanıyorsunuz ama İzmir’e ya da Karadeniz’e gittiğinizde bu algı değişiyor. Daha sıcak, daha hızlı bir selamlaşma ritmi var.
Bir yaz tatilinde Karadeniz’de küçük bir ilçeye gitmiştim. Sabah yürüyüş yaparken yanımdan geçen herkes “günaydın” diyordu. İlk başta bana özel sanmıştım ama sonra anladım ki bu genel bir davranış. Orada “Kimler kimlere selam verir?” sorusu neredeyse “kimler karşılaşırsa”ya dönüşmüş durumda.
Ankara’da ise selam daha kontrollü. Belki devlet şehir olması, belki bürokratik yapı, belki de insanların daha içe dönük yaşam tarzı… Net bir sebep söylemek zor ama sonuç belli: selam burada daha seçici.
Arkadaşlık, eski tanıdıklar ve garip sessizlikler
En zor selamlar eski tanıdıklara verilenler. Liseden bir arkadaşla yıllar sonra karşılaştığınızda yaşanan o birkaç saniyelik duraksama… O saniyelerde tüm geçmişiniz gözünüzün önünden geçiyor.
Bir keresinde metroda eski bir sınıf arkadaşımla karşılaştım. Göz göze geldik. O an ikimiz de aynı soruyu düşündük: “Selam versek mi, vermesek mi?”
Sonunda hafif bir baş hareketi oldu. Ne tam selam, ne tamamen görmezden gelme. Arada kalmış bir şey.
Bu bana şunu düşündürdü: “Kimler kimlere selam verir?” sorusu bazen aslında “kimler geçmişi nasıl hatırlamak ister?” sorusuna dönüşüyor.
Selam vermemenin de bir dili var
Selam vermemek çoğu zaman bir tercih değil, bir iletişim biçimi. Özellikle büyük şehirlerde insanlar bazen sosyal enerji tasarrufu yapıyor.
Ankara’da sabah metroda bunu çok net görüyorsunuz. İnsanlar gözlerini kaçırıyor, kulaklık takıyor, telefon ekranına odaklanıyor. Bu bir kabalık değil; bir tür korunma hali.
Sosyologların “sosyal mesafe” dediği şey tam olarak bu. İnsanlar kendilerini gereksiz etkileşimlerden koruyor. Yani selam vermemek bazen “seni yok sayıyorum” değil, “şu an kimseyi içeri almıyorum” demek.
Dijital çağda Kimler kimlere selam verir?
Şimdi işin en değişen kısmına geliyoruz. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları selamın anlamını tamamen dönüştürdü.
Artık selam, sadece “merhaba” değil:
emoji
hikâye beğenisi
sessiz bir DM
hatta sadece izlenen bir story
Birini Instagram’da düzenli görüp hiç mesajlaşmamak da yeni bir selam biçimi.
Bir dönem bunu veri gibi incelemeye çalışmıştım. Basit bir gözlem yaptım: insanlar en çok etkileşimi, gerçek hayatta tanıdıkları ama çok yakın olmadıkları kişilerle kuruyor. Yani dijital ortamda “yarı-tanıdıklar” daha aktif.
Bu da “Kimler kimlere selam verir?” sorusunu dijitalde daha da karmaşık hale getiriyor. Artık selamın bir karşılığı var ama adı selam değil.
Görülme kültürü ve sessiz selamlaşma
“Görüldü” ifadesi bile bir selam türü haline geldi. Mesajı görüp cevap vermemek bile bir iletişim.
Bir arkadaşım şöyle demişti: “Bazen en net selam, hiç yazmamak.”
İlk başta tuhaf gelmişti ama zamanla anlam kazandı. Çünkü dijital dünyada insanlar artık kelimelerden çok davranışları okuyor.
Günlük hayatın içinde küçük bir denge oyunu
Benzer Bir Yazı: Kim Milyoner Olmak İster Paranın Kaçı Vergi ?
Şunları da İnceleyin: Kimler karaciğer donörü olamaz ?
Selam vermek, aslında sürekli yapılan bir denge hesabı gibi. Kime, ne kadar, hangi tonda…
Ankara’da yürürken bunu çok net hissediyorum. Aynı sokakta her gün gördüğüm insanlar var ama selamlaşmıyoruz. Sadece başlarımız hafif eğiliyor ya da gözlerimiz bir anlığına kesişiyor.
Belki de “Kimler kimlere selam verir?” sorusunun en sade cevabı şu: insanlar sadece kendilerini güvende hissettiklerine selam verir.
Ama bu güven her zaman büyük şeylerden gelmiyor. Bazen bir gülümseme, bazen tanıdık bir yüz, bazen de aynı otobüs durağında beklemek bile yetiyor.
Selam, küçük ama çok katmanlı bir davranış. Ve her katmanı, yaşadığın şehir, işin, geçmişin ve o anki ruh halin belirliyor.
Geni olarak “Kimler kimlere selam verir” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!