Bilançoda Öz Varlık Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
Hayatın her anında, gözlerimizi açıp sokakta yürürken, toplu taşımada ya da ofisimize giderken farklı insanların varlığına tanıklık ederiz. Bu insanların her biri, farklı hikâyelere sahip, farklı yaşam koşullarına ve fırsatlara sahip bireylerdir. Bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyor olmak, beni bu farklılıkları daha derinden gözlemlemeye ve bunların nasıl iç içe geçtiğini anlamaya yöneltti. Sonuçta, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar hayatımızın merkezinde. Ancak, bu kavramları ekonomi ve finans gibi teknik konularda da göz önünde bulundurmak, aslında yaşamı daha anlaşılır kılmamıza yardımcı olabilir. Bu yazıda, “Bilançoda öz varlık nedir?” sorusuna toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakmaya çalışacağım.
Öz Varlık Nedir ve Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
Bilançoda öz varlık, bir şirketin sahip olduğu net değeridir. Yani, bir işletmenin toplam varlıklarından borçlar düşüldüğünde geriye kalan değeri ifade eder. Kısacası, öz varlık, şirketin finansal sağlığını ve gelecekteki potansiyelini gösteren önemli bir göstergedir.
Bu finansal kavramın toplumsal cinsiyetle olan ilişkisini anlamak, biraz daha soyut ama bir o kadar da etkileyici olabilir. Çünkü bir işletmenin öz varlığı, yalnızca sayısal verilerle ölçülmez. O öz varlık, işyerinde kadınların, LGBTQ+ bireylerinin, engelli kişilerin ve etnik çeşitliliğin nasıl temsil edildiğiyle de doğrudan ilişkilidir. Mesela, bir iş yerinde kadınların liderlik pozisyonlarında yer almaması, kadın çalışanların daha düşük maaşlarla çalışıyor olması, şirketteki öz varlıkların yalnızca bir kısmının daha geniş gruplara ulaşmasını engelleyebilir.
Daha önce bir ofiste çalışırken, kadın çalışanların çoğunun erkeklerle eşit koşullarda fırsatlar elde etmediğini gözlemlemiştim. Erkekler daha fazla terfi edilirken, kadınlar aynı pozisyonda yıllarca kalabiliyorlardı. Bu durumda, sadece kadınların gelir düzeyi değil, aynı zamanda o işyerindeki öz varlıklar da negatif etkileniyor. Çünkü bir kurumun değeri, yalnızca sahip olduğu fiziksel varlıklarla değil, çalışanlarının potansiyelini kullanma kapasitesiyle de belirlenir. Kadınlar, genellikle iş gücünün önemli bir kısmını oluşturmasına rağmen, değerleri tam anlamıyla yansıtılmıyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Öz Varlıkların Dağılımı
Birçok işyerinde, çeşitliliğin ve sosyal adaletin eksikliği sadece bir etik mesele olarak değil, aynı zamanda finansal bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Çeşitli sosyal grupların eşit fırsatlar bulması, toplumsal adaletin sağlanması, bir şirketin öz varlığını olumlu yönde etkileyebilir. Eğer bir işletme, tüm çalışanlarına eşit fırsatlar sunar ve ayrımcılığı ortadan kaldırırsa, hem verimlilik artar hem de şirketin değeri yükselir.
Bir gün İstanbul’da bir toplu taşıma aracında, gözlerim bir grup gencin üzerindeydi. Çoğu, farklı etnik kökenlerden geliyordu ve farklı sosyal sınıflardan gelmelerine rağmen, bir şekilde hep birlikte yolculuk ediyorlardı. Her biri, kendi hayatta bir şeyler başarmak için mücadele ediyordu. Aynı şekilde, iş dünyasında da çeşitliliğin yaratılması ve tüm grupların eşit fırsatlar elde etmesi gerektiğine inanıyorum. Bir şirkette sadece homojen bir grup çalışıyorsa, bu durumda inovasyon, yenilik ve verimlilik eksik kalabilir. Oysa ki çeşitlilik, yeni fikirlerin doğmasına ve şirketin değerinin artmasına olanak tanır.
Sosyal adaletin eksik olduğu durumlar, sadece moral bozukluğuna değil, aynı zamanda finansal zararlara da yol açabiliyor. İnsanlar adaletli bir şekilde değerlendirildiği zaman, daha yaratıcı, daha motive ve daha verimli oluyorlar. Bu da, şirketteki öz varlıkların, tüm çalışanlar arasında daha dengeli bir şekilde dağıtılmasına olanak tanıyor.
Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adaletin Ekonomik Yansıması
Bilhassa toplumsal cinsiyet eşitliği konusunu bir adım daha ileri götürmek gerekirse, kadınların iş gücüne katılımının arttığı bir toplumda, öz varlıkların da daha verimli bir şekilde kullanıldığı gözlemlenebilir. İş yerlerinde kadınlara yönelik fırsat eşitliği sağlandıkça, şirketler daha fazla kar elde eder ve ekonomik büyüme hızlanır. Türkiye’de, kadınların iş gücüne katılım oranı düşük, fakat aynı zamanda kadın girişimcilerin sayısının artması gerektiği üzerine çok sayıda rapor yayınlanıyor. Bu raporlara göre, kadınların iş gücüne daha fazla katılması, ülkenin ekonomik büyümesini hızlandırabilir.
Ancak, sadece kadınlar değil, diğer toplumsal grupların da eşit haklara sahip olması gerektiğini unutmamalıyız. Engelli bireyler, göçmenler, LGBTQ+ topluluğu ve etnik çeşitlilik de iş dünyasının şekillendirilmesinde önemli bir yer tutuyor. Her bireyin eşit fırsatlarla katılabildiği bir iş ortamı, her şeyden önce adaletli bir toplumu oluşturur. Bunun sonucunda, işyerlerinin öz varlıkları da sosyal adaletin etkisiyle artacaktır.
Sonuç: Öz Varlık, Toplumsal Cinsiyet ve Adaletin Kesişimi
Bilançoda öz varlık, sadece sayısal bir gösterge değil; aynı zamanda bir işyerindeki toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adaletle doğrudan ilişkilidir. İnsanlar eşit fırsatlar bulduğunda, şirketler de daha verimli olur ve öz varlıkları artar. Bu yazıda, bu üç kavramı günlük yaşamla ve gözlemlerimle bağlayarak, bir şirketin sadece finansal verilerini değil, aynı zamanda insan haklarına verdiği değeri de göz önünde bulundurmasının önemini vurgulamaya çalıştım. Gerçekten, öz varlıklar sadece parayla ölçülmez; bir şirketin ya da toplumun gerçek değerini de insan hakları, eşitlik ve adalet belirler.